10.6.2009 - mavi hikaye..
Bir kumbaram vardı çok eskilerden… Mutluluklarımla, umutlarımla, sevinçlerimle, güzel anılarımla doldurmuştum içini; az biraz da hüzün koymuştum içine, lazım olur diye.. Yeri geldikçe açar ihtiyacım olanı çıkarırdım içinden. Gülen bir çocuğun gözlerinde umudumu, sevdiğim bir mevsim rüzgârında mutluluğumu, gözlerine bakınca sevincimi çalardım kuytu köşesinden, kimselerin bilmediği kumbaramın.. An gelir ihtiyacım olmazdı ona.. Birikimlerimi savrukça harcamak istemezdim. Bir zaman sonra etrafımdaki yaşama sevinci tükeniverdi. Gökyüzü kuşlarını kaybetti önce, özgürlüklerini çaldılar.. Ağaçlar mevsim değişikliklerine boyun eğip küstüler.. Uzak diyarlardan gelen samyeli bile terk etti üşüyen çocuk gözlerinde sıcaklığını.. Alıp beni diyar diyar gezdiren denizin maviliği soldu sonra.. Gidişlere, bitişlere bir de sen eklenince kumbarama daha çok ihtiyacım oldu. Gün geçmiyordu ki kumbara açılıp da mutluluklar, kahkahalar etrafa savrulmasın.. Nasıl olsa gereksinimim kalmamıştı onlara, bitirdim hepsini.. Şimdi hayat kırılma noktalarıyla dolu. Bir hareket, bir bakış, bir yol çizgisi, her şey ama her şey köşeye yığdığım hüzünlerimi çıkarttırıyor kumbaramdan bana.. Hani demiş ya şair: ‘Oysa içimden kopan bir sen değilsin; umutlarım, anılarım, inançlarım var...’ Gidişinle tam da böyle oldu hayat.. Tıkandı bir bir yollar.. Zaten sonunda senin olmadığın bir yol açılsa ne yazardı.. Ömrün sonu görünüyor bana artık.. ‘Son Yaprak’ misali elimdeki yapbozun son parçasıyla birlikte.. Kulaklarımda sessiz çığlığın ve arkanda bıraktığın gözlerin tek şahidim olarak..
|