Bir kumbaram vardı çok eskilerden… Mutluluklarımla, umutlarımla, sevinçlerimle, güzel anılarımla doldurmuştum içini; az biraz da hüzün koymuştum içine, lazım olur diye.. Yeri geldikçe açar ihtiyacım olanı çıkarırdım içinden. Gülen bir çocuğun gözlerinde umudumu, sevdiğim bir mevsim rüzgârında mutluluğumu, gözlerine bakınca sevincimi çalardım kuytu köşesinden, kimselerin bilmediği kumbaramın.. An gelir ihtiyacım olmazdı ona.. Birikimlerimi savrukça harcamak istemezdim.
Bir zaman sonra etrafımdaki yaşama sevinci tükeniverdi. Gökyüzü kuşlarını kaybetti önce, özgürlüklerini çaldılar.. Ağaçlar mevsim değişikliklerine boyun eğip küstüler.. Uzak diyarlardan gelen samyeli bile terk etti üşüyen çocuk gözlerinde sıcaklığını.. Alıp beni diyar diyar gezdiren denizin maviliği soldu sonra.. Gidişlere, bitişlere bir de sen eklenince kumbarama daha çok ihtiyacım oldu.
Gün geçmiyordu ki kumbara açılıp da mutluluklar, kahkahalar etrafa savrulmasın.. Nasıl olsa gereksinimim kalmamıştı onlara, bitirdim hepsini..
Şimdi hayat kırılma noktalarıyla dolu. Bir hareket, bir bakış, bir yol çizgisi, her şey ama her şey köşeye yığdığım hüzünlerimi çıkarttırıyor kumbaramdan bana.. Hani demiş ya şair: ‘Oysa içimden kopan bir sen değilsin; umutlarım, anılarım, inançlarım var...’ Gidişinle tam da böyle oldu hayat.. Tıkandı bir bir yollar.. Zaten sonunda senin olmadığın bir yol açılsa ne yazardı..
Ömrün sonu görünüyor bana artık.. ‘Son Yaprak’ misali elimdeki yapbozun son parçasıyla birlikte.. Kulaklarımda sessiz çığlığın ve arkanda bıraktığın gözlerin tek şahidim olarak..
Bu yazıyı sabahleyin erkenden okudum bu gün.
Sıcak ve yorucu bir güne başlıyor olmanın sevimsizliğini yaşarken,
dost sayfalardan bir iki bukle güzellik derleyelim dedik ve yolumuzu blog dünyasının sevimli kalemlerinden biri olan Mavielbise sayfasına çevirdik.
Gerçi,
daha önceleri de,
hayata hep kötümser bakmanın yansımalarını izlediğimiz bu sayfada,
çokça eleştirilerde bulunmuştuk ama,
bu kez gerçekten canımızı acıttı okuduğumuz satırlar.
Oturup,
uzuca bir yorum yazdık sabah mahmurluğu ile,
aklımızdan, gönlümüzden akıp gelenleri kaleme aldık ama,
bilgisayar yine yaptı yapacapını, alıp götürdü tüm gönül sesimizi.
Neyse...
Biz yine kelimeler ile savaşa devam edelim.
Çok beğenmediğimizi belirteli önce bu yakınmayı.
Hayatın henüz baharında, hatta bahar başlangıcında yürümekte olan bir insanın,
belki de hayatın bereketini taşıyacak yağmurları haber veren ilk gök gürlemesinde korkması,yıkımlara uğraması, yaşanacak olan tüm güzellikleri bir anda kara renkle boyaması ne derece doğrudur diye bir soru gezinmekte aklımızda şu anda.
Tanrı,
her şeyi insanlar için yaratmış.
Güzeli de, çirkini de,acıyı da, mutluluğu da...
Hayatın her devresinde,şüphesiz tüm insanlar yaşayacaklardır bu saydıklarımızı.
Önemli olan,
dirençli olabilmek, kendine güvenebilmek, hayatı yaşamak için yaşamaya çalışmaktır.
Bu gün çok acı veren şeyler,
yarın dudaklarımızda gezinen hoş tebessümler olarak karşımıza çıkabilirler.
Lafı uzattık, özüne gelirsek;
genç bir kaleme,en güzel çağlarını yaşayan bir genç insana,
bu kadar karamsar yazıları kaleme almak yakışmıyor.
Biraz da,
mutluluğun resmini çizsin artık diyorum.
Hak ediyor bence...
Günaydin Hayırlı Günler Ailenizle ve Savdiklerinizle Birlikte Güzel günler geçirmenizi dilerim.sevgiyle saygıyla vede sağlıkla kalın.Saygılarımla http://sukruyilmaz.net/img/gunaydin5.gif
Kilometrelerce uzaklıklara gizlenmiş olsada dostluğumuz aynı gökyüzünü paylaştığımız sürece dostuz!
Bir Mineli
Bir mineli altın saat,
Bir altın köstek ve madalyon
Bir roza maşallah,
On iki miskal inci.
Madalyonunu ve boncuğunu
İttim içeri,
Gözlerimizin dibi karıştı
Dağyollarının uzak dumanı gibi.
Ve konsolün üstünde noksan bir gümüş kutu
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni
Alıntı : Cemal Süreya
http://www.siirdefteri.com/?sayfa=siir&siir_id=405
Bir şehri,o şehirde birini seviyorsan seversin aslında.Birinden korkarsan,bütün şehirden korkarsın.Bir şey bırakmışsan bir şehirde,yarım kalmış bir şey,şehir bırakmaz yakanı,geri dönersin mutlaka DÖNDÜRÜR HAYAT!