Kıvrılarak uzayan yolların sonundaydı O’nun köyü.. Geleceğe dair umudu da planları da yoktu.. Hasta bir anneyle işi olmayan vasıfsız bir babanın bilmem kaç çocuğunun en büyüğüydü.
Atandığımdan beri konuşturmaya çalışsam da konuşmaktan hoşlanmayan bir küçük kız çocuğuydu. Hayatın yükünden midir bilinmez, derslerle de arası hoş değildi. Zorbalığım da olmasa, değişikliği sevmeyen bir öğrenciydi. Arkadaşlarıyla şöyle bir koşup oynadığını, şakalaştığını göremeden mezun ettik sessiz öğrencimi..
Son günlerdeki tehditlerimi eminim çok iyi hatırlıyordur: Benden önce sakın evlenmeyin! Aslında hepimizde biliyorduk ki, artık ergenliğe erişmiş vücudu yüzünden bunda başarılı olamayacaktı. Fakirlerdi, evde çok çocuk vardı ve zaten hiçbir ihtiyaçları karşılanamıyordu.
Seminerin ilk günlerinde aldım haberini.. Ah körpeciğim, yaş farkına rağmen nişanlamışlardı seni.. Bu yaşta resmi nikâhın bile olamazdı senin. Ödünç bir gelinlikle hayalleri olmayan başka bir dünyaya çocuk getirmeye gidecektin.. Oysa senin daha çocuk olduğunun farkında olmayan bir dünyaydı bu.
Sen sevmiyorsun diye daha az seveceğim bu dünyayı artık. Seni daha az sevecekleri içinde daha çok seveceğim o suskun çocuk yüzünü.. Şule’m iyi niyetlerim bile yarım kalıyor sen aklımdan geçerken.. Umarım, umarım bir şeyler iyi gider.. Umarım bir yerlerde sana ait bir mutluluk vardır..
Senin dilinden dinledim Şule'nin hikayesini. Hep söylerler herkes kendi kaderini yazar diye. Sinirlendiriyor insanların acımasızlığı; bir şeyler yapmak istiyorsun ama yazılan kadere elinle yetişemiyorsun... Değiştiremiyorsun hiçbir şeyi... Çaresizlik üzüyor aslında insanı. Felaketi izlerken müdahale edemiyorsun, bir korku filmi gibi; kabus gibi etkisinde kalıyorsun... Bu yazını okuduktan sonra bir defa daha kızdım küçücük Şule'nin elinden alıp kalemi kaderini ve talihini yazan insanlara ve bir defa daha üzüldüm talihsiz yavrucuğunun kaderine... Umarım onu da bekleyen bir mutluluk vardır... Yapabileceğim tek şey yavrucağı teslim alan insanın onu çok mutlu etmesi...
Hadi bizler zaman bulup yazamıyoruz...
Ya sen?...
Sen de mi doldurdun sakin zamanları?
Hüzünler bitince, kelimeler de tükeniyor dağarcıkta galiba...
Tebessümlerini yaz hadi.....
O gece boyunca melekler, Rablerinin izniyle ölü canlara hayat taşımak için bölük bölük inerler; her çeşit barış, huzur, saadet ve güven taşırlar ta şafak sökünceye dek! Bu mübarek Kadir Gecesinde Allah dualarınızı kabul etsin
sanırım hala aile baskısıyla küçük yaşta yuva kurmaya zorlanan nice insanlar var..duyygulndım okurken,hayallerin yarım kalması,cocukluğun yarım kalması dokundu bana...hiç bir hayal yarım kalmasın...sevgiler..
Kalem senin eline yakışıyor...
Şimdi iftar saati ve çok yorucu bir günün nihayetinde,
işçilerimle, bir çadır yemekhanede,
belki de kalitesiz yemeklerle iftar açacağız...
Olsun!...
Buna da şükür...
Belki,
iftar dönüşü,
bu yürek yakan hikayene bir kac yorum cümlesi düşerim...
Bir şehri,o şehirde birini seviyorsan seversin aslında.Birinden korkarsan,bütün şehirden korkarsın.Bir şey bırakmışsan bir şehirde,yarım kalmış bir şey,şehir bırakmaz yakanı,geri dönersin mutlaka DÖNDÜRÜR HAYAT!